bu aralar ütopik dünyalarda kendi gerçekliğimizi yazıyoruz.
neyden emin olduğumuzdan ve neyden olmadığımızdan eminiz.
feraha ve felaha inanıyoruz.
azim nerede, onu arıyoruz. yanına sebatı da istiyoruz.
sonra daha farklı dünyalar ve evrenler peşinden habire gidiyoruz.
olan olurken, olmayanı düşünüyoruz.
sandalyemizi yan çevirip, öyle oturuyoruz.
kaç tane oluşumda, kaç tane şey var diye merak ediyoruz.
kendimize telkinler verip, teskinler ediyoruz.
çünkü "olur" , biliyoruz.
hangi kelimelerle, kaç tane yüreğe dokunuyoruz.
bakıyoruz ki bakışımız yetiyor, yetiniyoruz.
bazı şeyleri kestirip atıyoruz.
ölüm gibi şarkılar gibi mübalağalı ifadelendirmelerle bile tam olarak ifade edemediğimiz şarkılar dinliyoruz.
ölümden de ötesi mi varmış diye soruyoruz.
ellerimizi açıp dua edebildiğimize şükrediyoruz.
yemedikçe yemiyor, yedikçe yiyoruz.
kalkan olarak beynimizi kullanıyoruz.
bunca yaşanmışlığın, tecrübe edinmişliğin, görmüş geçirmişliğin, okuyup etmişliğin sonunda bakıyoruz ki, hiçbirşey yine bilmiyoruz.
O'ndan gayrı, O'ndan başka,O'ndan hariç,O'ndan öte. çünkü varsa,yoksa sadece O. bildiriyor ki biliyoruz.dillendiriyor ki dilleniyoruz.bildiren ve dillendiren Allah'ın adıyla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder